12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Alan, Osmanlı'daki Gurabahane-i Laklakan'ı hatırlatıyor.
17 Temmuz 2009 / 01:01
Türkiye’deki sayıları 14'e ulaşan Özel Çevre Koruma Alanları, tabiatın nefes aldığı yerler. Bunlardan biri de Dalyan’da. Alan, Osmanlı'daki Gurabahane-i Laklakan'ı hatırlatıyor.
Muğla'nın cennet beldelerinden Dalyan İztuzu kumsalında sadece yıldızların ışıkları hayal meyal göz kırpıyor. Haylice bir kalabalığın, tuz gibi serpilen bu ince aydınlık altındaki gölgeleri, belli belirsiz bir şekilde kumun üzerine düşmüş. Fısıldaşarak denize doğru yürüyorlar. Bu önemli gölgeler; bakan, vali, bürokrat, bilim adamı, gazeteci ve çevrecilere ait. Peki, gece yarısında, kimsenin olmadığı bu yerde ne işleri var? Bir ay kadar önce yaralı hâlde bulunduktan sonra Deniz Kaplumbağası (Caretta Caretta) Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi edilen ve ‘Nazlı' ismi verilen kaplumbağayı denize bırakıyorlar.

Denizden esen tatlı meltem, yöredeki bitkilerden gelen tılsımlı kokular, dalgaların ahenkli sesi insanı rahatlatıyor. Düşünceler, serbest hâlde uçuşmaya başlıyor. Tam o sırada, Ahmet Haşim'in Gurabahane-i Laklakan adlı makalesi aklıma geliyor. Vakıf medeniyetinin temsilcisi olan ecdadımız, yüzyıllar önce Bursa'da başta leylekler olmak üzere göçmen kuşların bakım ve tedavilerinin yapılması için Gurabahane-i Laklakan'ı (Düşkün Leylekler Evi) kurmuştu. Toplumun manevi değerlerinden kaynaklanan zarafetin bir tezahürü olan Gurabahane-i Laklakan'ı, oryantalist bir bakış açısıyla olsa da, kaleme alan Ahmet Haşim'in üslubunun gücü, gece karanlığındaki kumsalda ortaya çıkıveriyor. Türkiye'deki 14 Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgesi'nden biri olan Dalyan'daki Deniz Kaplumbağası Rehabilitasyon Merkezi de yüzyıllar önce kurulan Gurabahane-i Laklakan'a benziyor.

Merkez'de Pamukkale Üniversitesi'nden Doç. Dr. Yakup Kaska başkanlığında bir ekip görev yapıyor. Kaska'nın verdiği bilgilere göre, dinozorlarla aynı dönemde yaşayan, zor da olsa hâlâ neslini sürdürmeyi başaran bu canlılar, 150 seneye varan hayatları boyunca çeşitli sağlık problemleriyle karşılaşabiliyorlar. Bunun haricinde insan etkileri de sıkça yaralanmalarına, hatta ölmelerine sebep oluyor. Balık ağları veya oltalarına takılanlar, tekne veya pervanesine çarpanlar, denize atılan plastik torbaları denizanası zannedenler oluyor.

Hava kararıp kumun sıcaklığı düşünce yumurtadan çıkan yavrulardan zaten çok azı denize ulaşmayı başarabiliyor. 100 yavrudan ancak üçü-beşi yaşıyor. Buna bir de insanın tesiri ilave olunca nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Yaralı bulunan kaplumbağalar acil olarak merkeze getiriliyor. Bu konuda bölgedeki balıkçılar ve halkta da bilinç oluşmuş.

Kurtarılan kaplumbağa merkeze geldiğinde ilk olarak ölçüleri alınıyor. Herhangi bir operasyona tabi tutulacaksa kan testi yapılıyor. Ayrıca ilk uygulamalardan biri de göz muayenesi. Antibiyotiklerin fazla doz ve sıklıkla verilmesi tercih ediliyor. Öte yandan üç tür göz damlası önerilirken, kortizon içeren ilaçlardan kaçınılıyor. Antiseptik olarak da peridine ve baticon kullanılıyor. Havuzlarında yatan kaplumbağalara çocuklara verilen dozda B vitamini de veriliyor. Ağızdan öteye hatta bağırsaklara kadar giden olta uçları endoskopi veya cerrahi operasyonla çıkarılıyor. Kurtarma ve tedavi süreçlerinde büyük özen gösteriliyor.

ÇEVRE İLE UYUMLU TURİZM YAPILIYOR

Sarf edilen çabaların sonucu geçen yıl, 521 yuvasız çıkış ve 277 yuva tespit edildi. Yuva yapan bireylerden 34'ü markalandı. Daha önceki yıllarda markalanmış 6 birey gözlemlendi. 277 yuvanın 146'sı tilki saldırısına karşı kafeslendi. Bu yuvaların 182'sinde yavru çıkışı gerçekleşti. Yaban hayvanlarının saldırıları sonrası 11 bin 129 yumurta kalmış. Bunlardan 8 bin 477 yavru çıktı. Yavruların 7 bin 871'i, yani yüzde 92,9'u yuva yüzeyine ulaşmayı başardı. Kumun üstüne çıkanların da 7 bin 782'si denize kavuştu.

İztuzu kumsalında yuvaların olduğu bölgelere şerit çekilerek yuvruların ezilmesi önleniyor. Kumsal, hava karardıktan sonra kapatılıyor. Çevrede denizin yakamozlarından daha parlak bir ışık olması hâlinde yumurtadan çıkan yavrular o ışığa doğru gidiyor, denize ulaşamıyor ve hayatını kaybediyor.

Akdeniz'i Köyceğiz Gölü'ne bağlayan Dalyan Kanalı eşi bulunmaz bir su ekosistemi. Gölün denize açıldığı alanın doğusunda İztuzu, batısında ise Dalyan kumsalı yer alıyor. Bu kumsallar, deniz kaplumbağalarının Akdeniz'deki en önemli üreme merkezlerinden. Kanal ise geniş sazlıklarla kaplı. Ayrıca kanallarda nesli tehlike altında olan Nil kaplumbağası yaşıyor. Zengin balık türlerinin yanı sıra mavi yengeç de Akdeniz'e has değerli su ürünleri arasında. Bu bölge ayrıca 180 kuş türünü barındırıyor. Bölge, İzmir yalıçapkını ve alaca yalıçapkını gibi Türkiye'de sayıları giderek azalan iki türün de üreme alanı.

Bölgede çok sayıda kurumun katılımıyla başka projeler de gerçekleştiriliyor. Tekne trafiğinin düzenlenmesinden imar planlarına, katı atık depolama merkezinden su teminine, sivrisinekle mücadeleye kadar bir dizi uygulama yapılıyor.

Türkiye'deki diğer özel çevre koruma bölgelerinde de birbirinden ilginç faaliyetler yapılıyor. Bugüne kadar korunan alanlarla ilgili yüzlerce imar planı hazırlandı. Kurum, atık su ve çöp sorunlarına da eğildi. Su temin edildi. Kanalizasyon sistemleri yapıldı. Çevre düzenlemeleri gerçekleştirildi. Üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile yapılan işbirliği sonucu hazırlanan koruma programlarına şu türler dâhil edildi: “Akdeniz foku, kum köpek balığı, su samuru, saz horozu, Datça hurması, Serik armudu, kum zambağı, peygamber çiçeği.”

Bu koruma programları ile hem türlerin tükenmesinin önüne geçiliyor hem de yöre insanına ek gelir sağlanıyor.
Kaynak
Bu haber toplam 446 defa okunmuştur
TROPİK Kategorisindeki Diğer Haberler
ANKET
Sizce ülkemizde su ürünleri tanıtımı yeterli derecede yapılabiliyor mu?